Bu Heykeli Çok Severim Her Gelene Anlatirim…

Bu heykeli çok severim, her gelene anlatırım…

Paris’e daha önce geldiyseniz; eminim, Montmartre Tepesi’ne yolunuz düşmüştür. Sacré Coeur Kilisesi ni gezmiş, merdivenlerinden Paris manzarasını seyretmiş, sokak ressamlarının toplandığı meydanında bir kahve içmiş, hediyelik eşya satan butiklerinde alışveriş yapmışşınızdır… Peki, küçücük bir parkın içerisinde adeta insanlardan gizlenen, gelip geçen turist gruplarına sırtını dönen bu heykeli farketmiş miydiniz ? Muhtemelen etmemişsinizdir. O heykel de zaten oraya çok fazla dikkat çekmesin diye o şekilde konulmuş. 30 yıl önce gelseydiniz Montmartre’ da böyle bir heykel yoktu. 100 yıl önce gelebilme imkânınız olsaydı eğer, aynı kişinin daha büyük başka bir heykelini gözünüze gözünüze sokarlardı; o heykeli görmeden Sacre Coeur Kilisesi’ni görme imkanı bulamazdınız. Peki kim bu adam ? Heykeli dikilecek ne yapmış da, Montmartre bir türlü vazgeçemiyor bu adamdan ? Birazdan hikayesini okuduğunuzda siz de kabul edeceksiniz ki, kahramanımız kötü kaderini hak edecek pek de bir şey yapmamış aslında.

1906’de dikilen heykel

KAHRAMANIMIZIN ACIKLI HIKAYESI
Cok uzatmadan hemen söyleyeyim: bu heykel, işkence ile eli-dili kesilmiş, ardından yakılarak öldürülmüş bir gencin heykeli. Gencin ismi daha doğrusu lakabi Chevalier de La Barre. Yanlis yazdim aslinda. Muktedirler, Chevalier de La Barre’i yakarak öldürmek istemişler istemesine de, yasi tutmadigi için kanun müsade etmemiş. Onlar da once oldurmus, sonra yakmislar… Hem de kisik ateste !!! Yakılarak idam edilmek için yaşı tutmayan chevalier de La Barre’in dogum tarihi 12 Eylul 1745. Evet yanlis okumadiniz, 12 Eylül’de dogmus zavalli. İnsanin aklina ister istemez 17 yasinda idam edilen Erdal Eren geliyor !!! 1 Temmuz 1766’da da yakılmış. Bir gun daha bekleselerrmis yakmak için, yok artik derdim. Rastlantının bu kadarina pes doğrusu. Bu arada o zamanlar resit olma yasi 21, 18 degil… Birazdan iskenceli sorgulardan, yakilan yasak kitaplardan da bahsedecegim. Chevalier de La Barre’ın heykelini daha ilk keşfettiğim anda Montmartre’ı gerçekten anlamak için önemli bir ipucu yakaladığımı hissetmiştim. Rehberlik hislerim beni yanıltmadı; bu gencin izini sürerken bulduğum ilk bilgiler, beni Montmartre’in o güzel romantik havasından, bohem havasından, turistik havasından aldi, Paris’in kan, isyan ve barut kokan gerçek hikayesine götürdü.

İNSANLARI BU KADAR KIZDIRACAK NE YAPMIS ?
Gencimizin gerçek ismi François Jean Lefebvre, Chevalier de La Barre ise lakabı. Lakabinin Chevalier kismi ailesinin soylulugu ile alakali. Zengin ve soylu bir aileden geliyor ama bu ona pek şans getirmemis. Anne ve babasını erken kaybetmiş, kafadar bir iki arkadaşıyla beraber biraz serseri bir hayat sürmek istemiş. Babasının Fransız ordusuna hizmet vermiş bir general olduğu biliniyor. Dedesinin konumu daha da etkileyici: bir dönem Kuzey Amerika’da Fransa adına sömürge valiliği yapmış.

Her neyse, bir gün Chevalier de La Barre ve yanındaki iki arkadaşı sokaklarda içki içip açık saçık şarkılar söyleyerek dolaşırlarken, önlerinden dini bir grubun merasim alayi seklinde geçtiğini görmüşler ama ayağa kalkmayı ve şapkalarını çıkartmayı ihmal etmişler. O dönemin adetlerine göre bu davranış, dine karşı yapılmış bir saygısızlık olarak göründüğünden çok tepki çekmişler ve mimlenmişler. iş bu kadarla kalsa sorun olmazdi…
Olayın ardından bir iki hafta ya geçmiş ya geçmemiş, tam her şey unutuldu derken, yaşadıkları kasabada bir köprüyü süsleyen İsa heykelinin kırıldığı haberi gelmiş. Beklenildiği gibi bu olay halkta büyük infial yaratmış. “İsa’nın heykelini kırsa kırsa bu serseriler kırmışlardır” diye Chevalier de La Barre ve arkadaşlarının peşine düşmüşler. Diğer iki arkadaşı Fransa dışına kaçıp kurtulmuşlar, Chevalier de La Barre ise, zavallim, kaçamadan yakalanmış. Bakalım Chevalier de La Barre’ın talihsiz başına daha neler gelecek ?

Montmartre’da 15 Agustos Meryem Ana Etkinlikleri

ISKENCELI SORGU, YASAKLI KİTAP
Zavallı çocuğu bir yandan işkenceyle sorgularken bir yandan da evini aramışlar. Unutmayalım ki o zamanın Fransa’sında işkenceli sorgu yargı sürecinin doğal bir parçasıdır. Öyle ki, kanun nasıl işkence yapılacağını tum detaylari ile sıkı kurallara bağlamış. Iskence eski Fransa’nin CMUK’unun bir parçasiydi anlayacaginiz. İşkencenin büyüğü vardi, küçüğü vardi; o suç için olanı vardi, bu suç için olanı vardi; o alet kullanarak yapılan işkenceler vardi, bu alet kullanılarak yapılan işkenceler vardi. Chevalier de La Barre işkencede suçunu itiraf ede dursun, evinde yapılan aramada Voltaire’in yasak kitabı Felsefe Sözlüğü bulunmuş. Çok sonradan olay esnasında (İsa heykelinin kırıldığı esnada) Chevalier de La Barre’in dışarıda olmayıp evinde olduğunu söyleyen tanıklar da çıkmış ama nafile… Fazla söze ne hacet, hem mimli, hem yasak kitap okuyor; dine karşı geldiği için yakılarak idam edilecektir. Chevalier de La Barre’in Paris’teki üst mahkemeye başvurduğu, başvurusunun kabul edildiği, Paris’teki bir tutuk evine nakledildiği ve Paris’te bir daha yargılandığı biliniyor. Sonuç değişmemiş. Aslında bir değişiklik yapmışlar: mahkûm, reşit olma yaşı olan 21’ini henüz doldurmamış olduğundan, doğrudan yakılmak yerine önce eli kesilip dili koparıldiktan sonra öldürülmesine, oldukten sonra da yakılmasına hükmedilmiş… Bazi kaynaklar Voltaire’in Felsefe Sözlüğü’nün de beraber yakıldığını söylüyor. Yıllar sonra giyotinle idama geçildiğinde, bunun Fransa için neden ciddi bir ilerleme olarak kabul edildiği sanırım anlaşılmıştır.

MUKTEDİRLER BIR BILEK GURESINE TUTUŞMUŞ ANLASILAN
Chevalier de La Barre’in bu kadar küçük bir suçtan dolayı bu kadar büyük bir cezaya çarptırılmış olması pek normal değil. Kendisi bile başına gelenlere çok şaşırmış, ağzından çıkan son sözler “Bu kadar basit bir şey için benim gibi bir centilmenin öldürülebileceği asla aklıma gelmezdi” olmuş. İnceleyince Fransa’nın o yıllarda siyaseten çok bölünmüş olduğu, tarafların Chevalier De La Barre üzerinden birbirlerine diş gösterme yarışına girdikleri anlaşılıyor. Fransa’da Kilisenin gazabına bu denli barbarca uğramış son isim olan Chevalier De La Barre, ilerleyen yıllarda sembol bir isim haline gelmiş.

BU HEYKEL NEDEN BURADA ?
Bahse mevzu olay taşrada geçmiş. İnfaz da taşrada, Abbeville’de gerçekleştirilmiş. Chevalier de La Barre’in hristiyan yobazliga karsi bir sembol isim olma disinda Montmartre ile hiçbir ilgisi yok. Donemler bile farkli, arada yuz yil var… Sacré Coeur Kilisesinin yapılmasına siddetle karsi çikan Paris Komünü sempatizanlari basarili olamayinca teselliyi bu heykelin daha buyugunu Kilisenin ön cephesini kapatacak sekilde dikmekte bulmuslar…( Yazinin basindaki ilk fotograf )

BİTİRİRKEN
Bir 15 Ağustos gunu ( Inanisa gore Hz Meryem’in ruhunun ve bedeninin melekler tarafinda göğe tasindiği gundur ) Montmartre Tepesine, Saint Pierre Kilisesi’nin her yil tertip ettigi dini merasim alayini seyretmeye çıktım. Hazreti Meryem’in temsili heykeli tam Chevalier de La Barre isminin önüne geldiginde, yukarıdaki son fotoğrafı ben çektim.

Nasil da saygıyla Chevalier de La Barre’dan özür diliyorlar 🙂

Faruk Uraz, Paris

Comments are closed.